Önceki bölümde felsefenin "nelik" soruları sorduğunu söylemiştik. İşte bu sorulardan biri "Bilgi nedir?" sorusudur ve yanıtlanması bilgi felsefesinin işidir. Bütün bilimler bilgi ile uğraşır, ama bilgiyi ortaya koyanla, hakkında bilgi ortaya konan şeyi sorunsuzmuş gibi ele alır. açık sayarlar. Felsefe ise bilgiyi bilen ve bilinen diye iki ana oluşturucu öğeye ayırır, bilginin bu iki öğe arasında kurulan bir bağ olduğunu söyler. Bilgi felsefesi, bilene özne. bilinene nesne adını verir; her birim hem ayrı ayrı, hem birbiriyle ilişkisi bakımından inceler. Şu ya da bu bilgiyi değil bilginin, bilmenin kendisini sorun olarak gören bilgi felsefesi ya da bilgi kuramı (epistemoloji), felsefenin temel disiplinlerinden biridir.
Ancak bilginin özne ile nesne arasında kurulan bir bağ olduğunu dile getirmekle çok şey söylemiş olmayız. Bu bağın iki oluşturucu öğesini, özne ile nesneyi de açık kılmamız gerekir. Öznenin bilen insan, nesneye yönelen, onun hakkında bilgi ortaya koymaya çalışan insan olduğunu belirtmeye bile gerek yok. Nesne ise varolan, ister doğal varlık dünyasında, ister insana özgü tinsel varlık dünyasında varolan bir şeydir. Ama bir şeyin varolması onun bilgi nesnesi olmasına yetmez. Varolan bir şeyin bilgi nesnesi haline gelmesi, öznenin, bilen insanın, bilgi ortaya koymak üzere ona yönelmesini, onu nesneleştirmesini gerektirir. Bu demektir ki varolan her şey bilgi nesnesi değildir. Bu anlamda nesne, bilme edimiyle oluşturulan, kurulan bir şeydir.
Varolan her şey bilgi nesnesi olmadığı gibi. bilgi nesnesi olan her şey de gerçek değildir. Demek ki "varolma" ile "gerçek olma" arasında bir ayırım yapılması gerekmektedir. Örneğin, Yunan mitolojisindeki pegasus'v nesne edindiğimizi düşünelim. Pegasus (kanatlı atj vardır, ama gerçek değildir. Onun varolması yalnızca kavramsal, tasarımsal bir varolmadır, gerçek varolma değil. Öyleyse gerçek olma varolmanın tek biçimi değil, belli bir biçimidir. Duyusal algımıza konu olabilen, duyulara verilmiş nesne gerçektir. Oysa sayılar, kavramlar, dilsel nesneler varoldukları halde gerçek değildir.
Gerek öznenin, gerek nesnenin varolması kendi başına varolmadır. Bundan şu anlaşılmalı: Özne ile nesnenin varlığı bilgiye, bilmeye bağlı değildir; özne ile nesne varlıkça birbirini yaratmaz. Bilgi felsefesi tarihinde özne ile nesne arasındaki varlıksal bağ konusunda çeşitli görüşler vardır.
Kimi bilgi felsefesi görüşleri özneyi kendi başına bir varlık olarak görür, nesnenin varlığını özneye bağlı kılarlar. Böylece nesne öznenin bir yeteneğinin ürünü olur; özne nesneyi yaratır. Örneğin nesne, öznenin tasarımının, algısının, düşünmesinin, "mutlak ben"in, bilincin ürünü olur. Felsefe tarihindeki bu görüşlere genel olarak idealizm adı verilir.
Kimi bilgi kuramları ise nesneyi duyu yaşantısına, duyu izlenimlerine indirger, böylece yine onu öznenin bir etkinliğinin ürünü olarak görürler. Yanı nesnenin duyu yaşantılarının, izlenimlerinin dışında, kendi başına bağımsız bir varlığı yoktur. Bu bilgi kuramlarına duyumcu-deneyci kuramlar adı verilir. Pozitivizm de duyumcu deneyci bilgi görüşlerindendir. Çünkü olgulardan, verilerden yola çıkar; verileri sağlayan da yine duyulardır.
Gerçekçi bilgi kuramları, idealist kuramların tersine, nesneyi bağımsız, kendi başına varolan bir şey olarak ele alır. öznenin varlığını nesneye bağlı kılarlar. Bu görüşün uç noktası, öznenin nesneden nasıl meydana geldiğini göstermeye çalışan maddeciliktir (materyalizm).
Bilgi felsefesi özne ile nesne arasında kurulan bu bilgi bağının neliğini inceler, bu bağ hakkında felsefi bilgi ortaya koyar. Ortaya konan, herhangi bir bilgi değildir burada; bilme etkinliği de herhangi bir bilme değil. Bilen özne neyi nasıl bildiğini sorgulamakta, "Biliyorum derken ne yapıyorum?" sorusunu sormaktadır. Kısaca bilmenin ne olduğunu bilmeye çalışmaktadır. Bu ise ikinci dereceden bir düşünme etkinliğini gerektirir ki, genel olarak felsefe böyle bir etkinliktir: düşüncenin kendine yönelmesi.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


0 yorum:
Yorum Gönder