Bilginin Olanağı

Eskiçağda, Yunan filozofu Gorgias. üç sav ileri sürmüştür: İlki, "hiçbir şey yoktur"; ikincisi, "bir şey olsaydı bile biz onu bilemezdik"; üçüncüsü, "bir şey olsaydı ve bilinebilseydi, biz onu başkasına aktaramazdık". Gorgıas'ın bu savlarından oluşan görüşe, felsefe tarihinde "kuşkuculuk" adı verilir. Buradaki kuşku, bilginin olanağı karşısında duyulan kuşkudur ve bilmeyi hemen hemen olanaksız sayar. Bu tutumun temelinde, duyulara dayalı bilginin yanıltıcılığı bu-lunmaktadır. Eskiçağın en ünlü sofistlerinden biri olan Protagoras da "İnsan her şeyin ölçüsüdür; varolanların varolmasının ve varolmayanların varolmamasının ölçüsü" derken bu kuşkuyu dite getirmeye çalışıyor, bilginin göreli olduğunu ileri sürüyordu. Yine bir kuşkucu olan Pyrron ise "bilginin bize mutluluğu sağlayamayacağını, çünkü birbirinin karşıtı olan iki savın aynı kesinlikle doğrulanabileceğini. bundan ötürü yapılacak en iyi şeyin her şeyden kuşku duymak ve yargıdan kaçınmak {epokhe) olduğunu" söylüyordu.
Ama "her şeyden kuşku duymak gerekir" önermesinin kendisinden de kuşku duyulabilir ve kuşkucuların yukarıdaki savlarıyla tutarlı kalınacaksa, bu önermeyi nasıl bildiğimiz de sorulabilir. O zaman kuşkucu "her şeyden kuşku duymak gerekir" önermesinin, doğruluğundan kuşku duyulmayacak tek önerme olduğunu söylemek zorundadır. Bu da Gorgias'ın "Bir şey olsaydı bile biz onu bilemezdik" biçimindeki ikinci savını çürütür. Demek ki bilginin olanaklılığın-
dan kuşku duymak çıkmaza götürmektedir. Kuşkuculuğa karşı çıkanlar onu böyle eleştirmişlerdir.
Kuşkuculuğa karşı bilginin olanağını ortaya koyan bir görüş, 17. yüzyılda yaşamış Fransız filozofu Rene Descartes'ın görüşüdür. Descartes da duyularımızın yanıltıcılığından yola çıkar. Duyularımız bizi sık sık yanıltır. Örneğin su içerisindeki kaşık kırık görünür, dörtgen bir kule uzaktan bize yuvarlak gelir. Üstelik uyurken düş görürüz ve düşümüzde birtakım işler yaparız; hatta düş sırasında düşümüzü gerçek sanırız.
I
Ama Descartes'a göre yanılmanın sorumlusu yalnızca duyular değildir. Anlık, anlama yetisi ı de yanıltır bizi. Örneğin matematikte de hata yaparız, en büyük matematikçilerin yapıtlarında bile hata bulunur. O zaman kuşkulu olmayan, kesin, sarsılmaz hiçbir bilgimiz olmadığını mı kabul edeceğiz?
!
ı Descartes'a göre yanılmanın olması, yanılan bir "ben"in varlığına işaret eder. "Yanılıyorum.
, demek ki varım". Kuşku duya duya. kuşku duyamayacağım bir yere gelirim. Kuşkulanmakta olduğumdan kuşku duyamam. Kuşku duymak düşünmektir. Böylece Descartes. ünlü Cogıto ergo sum önermesine; bütün öteki hakikatleri, Tanrının varlığına ilişkin önerme ile dış dünyanın gerçekliğine ilişkin önermeyi kendisinden türetebileceği ilk. yalın, açık ve seçik hakikate. "Düşünüyorum, demek ki varım" önermesine ulaşır. Düşünüyor olmam varolduğumdan, düşünen bir "ben"in olduğundan emin olmamı sağlamaktadır. Çünkü varolmasaydım düşüne-
! mezdim.
1 Böylece Descartes, doğrudan doğruya ulaştığı, doğruluğundan apaçık bir biçimde emin olduğu en azından bir önerme bulunduğunu göstererek, kuşkuculuğun hiçbir şey bilinemez yollu temel kanısını çürütmüş olur. Bilmek olanaklıdır. Eskiçağda önemli bir yeri olan kuşkuculuk öznenin kendi içine kapalı olduğunu, nesneyle ilişki kuramadığını, kursa bile bunu gösteremediğini, başkasına aktaramadığını, dolayısıyla, bilginin bir kuruntudan başka bir şey olmadığını ileri sürerek, bilginin, doğru bilginin, öznelerarası bilginin olanağını yadsıyordu. Bu görüşün karşısında idealizm, bilginin olanağını ortaya koyar, onun sorunlarını çözmeye girişir.
Descartes doğruluğundan kesinlikle emin olacağı ilk hakikate. "Düşünüyorum, demek ki varım" önermesine ulaşasıya. o zamana dek doğru diye bilinen her şeyden kuşku duyar. Ancak Descartes'ın kuşkuculuğu Gorgias'ın kuşkuculuğundan çok farklıdır. Gorgıas'ın kuşkuculuğu bilmenin olanaksız olduğu sonucuna varırken, Descartes'ın kuşkuculuğu bilginin olanağını ortaya koymaya çalışan yöntemli bir kuşkuculuktur. Kuşkuculuk, Descartes'ın dile getirdiği dört yöntem kuralından ilkidir ve dogmacılığa yöneltilmiştir.

0 yorum: